8 Kasım 2018, Perşembe

Hacı Bektaş-ı Veli’yi Anma Törenleri

HACI BEKTAŞ-VELİ`Yİ ANMA TÖRENLERİ

Her yıl 16 Ağustos`ta milyonlarca Anadolu Alevi`sinin kalbi Hacıbektaş`ta atıyor. Sayıları yüzbine varan gönül erenleri bu küçük şirin Anadolu kasabasına dolup taşıyor. Onbinlerce insan büyük düşünür ve gönül sultanı Hacı Bektaş-Veli`yi anma törenlerine katılıyor.

Onun sevenleri, onun inandıkları oluk oluk, bu gönül pirine sevgili, saygılı muhabbetlerini ifade etmek için koşuyorlar. Bu küçük kasaba bir sevgi seline uğruyor, coşkulu kalabalık bir sevgi gölü oluşturuyor adeta…

Peki bu sevgi ve saygının kaynağı ne olabilir? Asırlardır süregelen bu sevgi seli nereden kaynaklanıyor? Bunu anlayabilmek için bu ulu insanın hayatına ve yaşam felsefesine kısa bir yolculuk yapmak gerek.

Hacı Bektaş-Veli`nin Anadolu`ya gelişi Anadolu Selçuklu Devleti`nin son yılarına rastlar. Hacı Bektaş-Veli`yi büyük Türk tasavvufu Ahmet Yesevi`nin halfelerinden Lokman Harende yetiştirmiş, öğretmeni olmuştur. Bektaş-Veli İbrahim Al Sani diye anılan Seyyid Muhammed`in oğludur. Babsı oğluna Lokman Parende`yi hoca olarak tutmuştur. Lokman Parende de Türkistan`ın doksandokuz bin pirinin piri diye anılan Hoca Ahmet Yesevi`nin dergahında yetişmiş, nasip almıştır.

İslamiyetin Türkler arasında yayılmasından sonra, Yesevilik, Türkler arasında gelişen en büyük taraftar toplayan ilk müslüman Türk tarikatı sayılır. Yesevilik; Türkistan, Anadolu ve Rumeli`de bulunan Türk tarikatlarına tasavvuf anlayını soktu. Dobruca`daki ilk tasavvuf tarikatını “Sarı Saltık” kurdu.

Baba İshak Ayaklanması

Hacı Bektaş-Veli`nin Anadolu`ya gelmesinden önce, Baba İshak önderliğinde, Anadolu Selçuklu Devleti`ne karşı büyük bir başkaldırı olmuştur. Baba İshak, Selçuklu yönetiminin katmerli sömürü ve zulüm iktidarına karşı eşitliği savunuyordu. Babailik o dönem yapılan ilk örgütlü ve bilinçli halk hareketi olarak kabul edilir.

Babai isyanı, önceleri Güney ve Doğu Anadolu`da patlak verir. Sonra Orta Anadolu`ya yayılır Amasya merkezli olur. Baba İshak, Selçuklu Sarayı`na korkulu günler yaşattıktan sonra paralı hristiyan askerlerin de yardımı ile yakalanır. İsyan çok kanlı bir şekilde bastırılır. Baba İshak, 1240 yılında Amasya`da idam edilir. Onu, binlerce müridinin idamı izler.

Hacı Bektaş-ı Veli`nin geldiği yıllar, Anadolu işte böyle toplumsal karışıklıklar içindeydi. Bektaş-ı Veli`nin Babai isyanı içinde bulunduğu,kardeşi Menteş`in de bu idam edilenlerden olduğu tarihi gerçekler arasındadır.

Böyle olunca Babai isyanının Bektaş-ı Veli`yi etkilememesi olanaksızdır. Çünkü iktidar ve din kavgaları ortalığı sarmıştır. Halkın avazı arşa çıkmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti, halka yabancı bir zulüm iktidarına dönüşmüştür. Saray, Acem ve Arap etkisinde, diğer halka ve Türklere insan muamelesi bile yapılmıyordu.

Mitolojik yaşam
Hacı Bektaş-ı Veli`nin gerçek yaşamı dışında, birde mitolojik hayatı vardır. Mitolojik hayatında masal unsuru hakimdir. Kahramanımızın bir bağırması ile yüzlerce kişi ölebiliyor, yok olabiliyor. Erenler,denize halısını veya postunu serip yuzebiliyor. Sırası gelince şahin, sırası gelince güvercin oluyor. Gerekirse silkinip insan oluyor. Bir anda bir çok yerde olabilmesi olası…Sabah namazında Kabe`de,öğle namazında evinde olabiliyor. Ateşte yanmıyor. Taşa basınca ayak izleri kalıyor. İsterse taşı un gibi eziyor. İsterse dağı saman çöpü gibi nefesiyle uçuruyor. Gerekince taşlar, kerametine tanıklık ediyor. Hayvanlar keremi ile dile geliyor, kayalar yürüyebiliyor. Yırtıcı hayvanlar onun bir bakışı ile, ya yok oluyor, ya da taş kesiliyor. İradesi tabiat kanunlarının üstündedir. Dileyip de gerçekleştiremediği şey yoktur. Doğuşu bile bir kerametin sonucudur.

“Velayetname” adlı eser işte böyle tanıtıyor Hacı Bektaş-ı Veli`yi.

Şüphesiz her masalda halkın yorumu vardır. Dileği, düşüncesi, özlemleri, anlayışı, anlatışı ve masalın dayandığı bir gerçek payı vardır. İşte bu nedenle bazen gerçek masallaşır ve dile gelir.

Bu özellik, bütün dillerde ortak paydası oluşturur.Hıristiyan aziz de ejderha öldürür,Müslüman aziz de,Budist aziz de… Hepsi keramet ehlidir.denizi geçer,havada uçar, ateşte yanmaz.
Bu doğaüstü olaylar salt dinden ya da mezhepten değil, çk tanrılı dinler dönemindeki düşünceden kaynaklanır.Bunlar refah ve huzur dilekleridir,mutluluk istemleridir. Erişilmeze erişmeyi isteme duygusudur.
Bu özellikler hangi usul ve dinde olursa olsun ortak özlemlerdir.Geçmişte ortak şeyler yaşanmıştır.Aynı inanç ve özlemler paylaşılmıştır.Bu durum şu ya da bu oranda bugüne de yansımştır.

Bektaş-ı Veli dergah kuruyor

Hacı Bektaş-ı Veli`nin Babai isyanına katıldığı daha sonra Anadolu`da uzun süre gezdikten sonra, Sulucakarahöyük`e, yani bugünkü Hacıbektaş kasabasına yerleştiği bilinir.Buraya yerleşen Bektaş-I Veli, dergahını kurar ve düşünceleri doğrultusunda insanlığa hizmet etmeye, aydınlatmaya başlar.
Hacı Bektaş-I Veli nin evlenip evlenmediğine ilişkin farklı görüşler vardır.Bir görüşe göre; Bektaşi-I Veli , İdris Hoca`nın eşi Kadıncık Ana`dan doğma kızı Fatma Nuriye Hatun “Kutsal Melek” ile evlenmiş ancak çocuğu olmamıştır. Diğer görüş ise Bektaş-I Veli `nin hiç evlenmediği yolundadır.
Hacı Bektaş-I Veli`den sonra Pir Evi`ne postnişin olan Seyit Ali Sultan veya Hızır Lala`nın, Hacı Bektaş-ı Veli`nin bel oğlu değil , yol oğlu olduğu kabul edilir.Seyit Ali`den sonra posta oğlu Resul Bali sultan geçer. O`nun da Hüdadad ve Mürsel Bali Sultan adlarında iki oğlu olur. Seyit Ali Sultan`ın mezarı Hacıbektaş`ta , Resul Bali Sultan`ın mezarı ise Dimetoka`dadır.
Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu`da Aleviliğin en büyük piri, gönüllerin sultanı olmuştur.O bilge kişiliği ile Anadolu`yu aydınlatanlardandır.Sağlığında kendi inanç, düşünce ve felsefesine Bektaşilik denmiyordu.O Alevilik düşüncesinin Anadolu`daki yeni mimarlarından biriydi.

Bektaşilik ne zaman başladı?
Hacı Bektaş-ı Veli`nin savunduklarına Bektaşilik denmesi , ölümünden (1270-71)yaklaşık 200 yıl sonra olmuştur.O yıllarda posta oturan balım Sulltan tarafından bu ad verilmiştir.Bektaşiliği kurallaştıran, kurumlaştıran, mücerret dervişliği yani hiç evlenmemeyi getiren Balım Sultan olmuştur.
Bektaşi Babaları mücerretliği savunurken Çelebiler kolu ise evlenmeyi savuna gelmişlerdir.Böylece Balım Sultan`dan sonra dergahta iki post, iki bşlılık olmuştur. Bunlar; Babalar ve Çelebilerdir.
Fatih Sultan Mehmet, Sırbistan`ın fethinden sonra esirler arasında bir Sırp prensi ile bir de prensesi getirir.Bunlar kardeştirler.Fatih bu iki genci yetiştirilmek üzere Dimetoka`da bulunan Bektaşi Tekkesi`ne gönderir. Bu prens ve prenses, Bektaşi terbiyesine göre yetişir ve Bektaşi olurlar. Bektaşilerden Sersem Ali Baba bu Sırp prensesi ile evlenir ve Balım Sultan dünyaya gelir.
Bir iddiaya göre, Sultan Beyazıt Anadolu Alevilerini Şiilikten korumak için Balım Sultan`ı Hacıbektaş Dergahına gönderir.
Balım Sultan`ın mezarı da Hacıbektaş Külliyesi`ndedir. Halkın ziyaretine açıktır. Mücerret babaların kulağının kesilip küpe takıldığı eşikte niyaz edilir. Mücerretliğin,dini ve felsefi anlamı ise; “Terki dünya,terki urba,terki terek” diye ifade edilir. Bu dünya nimetlerinden el etek çekip kendilerini hakka veren dervişliğin yaşam felsefesidir.
Alevilikte, Dede soylarının Hz. Ali`ye dayandırılması genelekselleşmiştir. Bu seyyid olmanın ön şartıdır.Bu geleneğe göre Hacı Bektaş-ı Veli`nin seceresi şöyledir.

Hacı Bektaş-ı Veli
Seyyid Muhammed İbrahim Al Sani
Seyyid Musa-ı Sani
İbrahim Mükerrem Al Mücab
İmam Musa-i Kazım
İmam Muhammed-al Bakır
İmam Zeynel-al Abidin
İmam Hüseyin-al Şahid
İmam Emir-al Mu`minin Ali

1. Uluslararası Hacı Bektaş-ı Veli`yi
Anma töreni programı

16/8/1990 Perşembe 1.Gün
10,30; Açılış ve konuşmalar. Belediye Semah Ekibi gösterisi, Geçit tören., Halk oyunları, halk ozanlarının geçiti,Çilehane Anıtı`nın açılışı, Hacı Bektaş Veli Külliyesinin gezilmesi.
14,00; Sergilerin açılışı; Türk mimari eserleri fotoğraf sergisi, Hacı Bektaş Kültür Varlıkları Fotoğraf sergisi,Milli kütüphane Koleksiyonu`ndan Hacı Bektaş Veli konulu kitaplar sergisi (Arkeoloji Müzesi)

15: Hacı Bektaş Veli konulu panel (Sinema Salonu ).Yöneten : Prof. Mürsel Öztürk, konuşmacılar: Prof.Dr. Nimetullah Hafız (Yugoslavya), Prof.Dr. Enver Baytur (Çin) , Elita Alnıaçık (İstanbul Devlet Konservatuarı Öğrt. Gör.), Nezihe Araz (Yazar),Prof. Dr Hayrani Altıntaş (A.Ü. İlahiyat Fak),Cemal Şener (TYS) Rıza Zelyut (TYS) .
20.00 Akşam Programı ( (Kapalı Spor Salonu), Kültür Bakanı`nın konuşması Zülfi Livaneli konseri, İstanbul Hacı Bektaş Kültür ve Tanıtma Derneği Korosu, Halk Ozanlarından deyişler: Mahzuni Şerif, Murtaza Yalçın, Ali Ekber Eren, Çoban Hüseyin, İsmail İpek, Ali Kızıltuğ, Ali Kocaoğlu, Deniz Gülabi (Takip eden gecelerde tekrar edilecektir), Belediye Semah Ekibi.
21.00: Film Gösterimi (Sinema Salonu) Not: Ayrıca şenliklere katkı olması amacıyla karikatürist Nezih Danyal 30. Sanat Yılı Sergisi `nden oluşan karikatürlerini Turistik Otel lobisinde açacaktır.
17/8/1990 CUMA 2. Gün
10.00: semah gösterileri (Bektaşlar), 11.00: Halk ozanlarından deyişler (Bektaşlar), 14.00: Semah gösterileri (Çilehane),14.30: Aşüre ikramı (Çilehane), 15.00: Halk ozanlarından deyişler (Çilehane), 20.00: Akşam Programı (Kapalı Spor Salonu), Devlet Tiyatroları Halk Müziği Korosu konseri, Halk ozanlarından deyişler. 21.00: Tiyatro (Çilehane). Konu: Yunus Emre (Diyarbakır Devler Tiyatrosu
18/8/1990 CUMARTESİ 3. Gün.
10.00: Semahlar, 11.00: Halk ozanlarından deyişler (Dedebağı), 11.30: Film gösterimi (Sinema Salonu). 14.00: Semahlar, 15.00: Halk ozanlarından deyişler (Bektaşlar), 20.00: Akşam Programı (Kapalı Spor Salonu),Ankara Devlet Konservatuarı Türk Müziği Korosu, Devlet Türk Halk Müziği Korosu, Halk ozanlarından deyişler, 21.00: Tiyatro (Çilehane), Konu: Yunus Emre (Diyarbakır Devlet Tiyatrosu)

II. Mahmut Döneminde Bektaşi Dergahı`na bağlı Yeniçeri
Ocağı yok edilir, Hacı Bektaş Pir Evi`ne Nqkşibendi şeyhi
Atanır.

Baktaşi Dergahını Sünnileştirme Çabası
Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşilik konu olunca, Yeniçeri Ocağı ile ilişkilerine değinilmeden konuyu sürdürmek olanaksız sayılır.
Bilindiği gibi Yeniçeri Ocağı`nı Orhan Gazi 1363 yılında Bektaşi Dergahı`nın duasını alarak kurar. Hatta Hacıbektaş Pir Evi`ndeki baba, elini, çocuklardan birinin başına koyarak, “Bunların adı yeniçeri (yeni asker ) olsun. Cenab-ı Hak yüreklerini ak, pazularını kuvvetli, kılıçlarını keskin oklarını tehlikeli, kendilerini daima galip buyursun” diye dua eder.
Yeniçeri duası (gülbenk) ise şöyledir:
” Allah Allah, illallah, baş üryan, sine püryan, kulluğumuz padişaha ayan; üçler, beşler, yediler, kırklar, gül-beng-i Muhammed, nur-ı Nebi Keremi Ali, pirimiz sultanımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, denmine devranına hu diyelim, huuuuu…”
Yeniçeriler`in taktığı `Bektaşi Tacı`, 12 dilimli beyaz bir külahtır. 12, dilim 12 İmam`ı temsil eder. Orhan Gazi `dan sonra, I. Murat ve daha sonra 2.Beyazıt Bektaşiliğe hoşgörü ile yaklaşmışlardır.
Osmanlı Sarayı`nın kattı Sünni olması, Alevi düşman kesilmesi Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar. Bu olguda, Anadolu`da hızla güçlenen Safavi Devleti`nin, yani Şah İsmail olayının rolü olmuştur.
Osmanlı, Safavi tehdidine karşı Sünni İslam`a sıkı sıkıya sarılmış, bunu kandi için kurtuluş saymıştır.
Yeniçeri Ocağı, Pendik Kanunu`na göre kurulmuş devşirme Ocağıdır. Yeniçeri Ocağı, Bektaşi Ocağı`na bağlıdır. Hacı Baktaş Dergahı`ndaki baba vefat edince yerine geçen yeni baba İstanbul`a gelir. Bu babayı yeniçeriler karşılayarak bir alay meydana getirir ve onu ağa kapısına götürürlermiş. Yeniçeri ağası 12 dilimli tacı yeni babanın başına koyarmış. Alay buradan babayı Bab-ı Ali`ye götürmüş. Yeniçeriler kendilerine “Taife-i Bektaşiyan”
Adını verirlermiş.
Yeniçeri 17`ci yüzyılda büyük bir güç olmuşlardı. İstemedikleri sadrazamları hatta padişahları tahtından alaşağı ediyorladı. (Genç Osman örneği ) Yeniçerilerin meşhur kazan kaldırmaları, uzun bir dönem, yönetim için tehlikeli günler yaşatıyordu.

Yeniçeri İsyanı
Osmanlı kendine yenilemek ve Batılı tarzda ordu oluşturmak için Yeniçeri Ocağı`na bir çeki düzen vermek istiyordu. Bu işe ilk defa 2. Mahmut girişir. Bu girişime yeniçeriler başkaldırır. İsyan çok kanlı bir şekilde bastırılır. Yeniçeri kışlaları topa tutulur. Yeniçerilerin cesetleri paramparça havalarda uçuşur. Kışlalar ateşe verilir Sağ kalanlar kılıçtan geçirilir. 500 yıllık Yeniçeri Ocağı dört beş saat içinde yerle bir edilir.Yeniçerilere yardım eden Bektaşi babaları yakalatılır, hapsedilir ,sürgün edilir. Tekkeler, türbeler , dergahlar kapatılır, içlerindeki kitap ve değerli eşya ve belgeler ateşe verilir, yakılır, yıkılır .Ve bu olaya Vaka-i Hayriye yani; hayırlı olay adı verilir.

Bektaşi kıyımı
Bu olaylar sırasında, Bektaşiler hakkında ise, şeyhülislam, şeyhlerden şu fetvayı çıkartır: “… İslam`ın şartlarına rihayet etmedikleri, namaz kılmadıkları, oruç tutmadıkları, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Osman`a ağır sözler söyledikleri için katledilmeleri vaciptir.”
Bunun üzerine, Kıncı Baba Üsküdar`da İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi Tophane`de Salih Efendi Bab-ı Hümayun önünde idam edilir. Geri kalan dedeler Anadolu ve Trakya` ya sürgüne gönderilir. Bu duruma karşı olan ayaklanmalar da çok kanlı bir şekilde bastırılır. Ayaklanmalar ve idamlar birbirini izler.
2. Mahmut, bütün bu katliamla da yetinmez. Hac Bektaş Pir Evi`ni “Islah etmek “için, Hacı Bektaş Dede Postuna, Nakşibendi Tarikatı şeyhlerinden Mehmet Sait Efendi`yi büyük bir törenle atar. Bugün türbe ziyareti sırasında görülen cami işte o tarihte Pir Evin`in içine yapılır.
Nakşi şeyhlerinin bu yollarla Alevileri ehli-sünnet yoluna getirme çabalara boşa çıkar. 2. Mahmut`un ölümünden sonra Halil Revnaki Baba, ilk olarak İstanbul Göztepe Merdivenköy Şah Kulu Sultan Dergahını açar. Bunu Rumelihisarı`nda Nail Baba ve Çamlıca dergahlarını açılışı izler.

Ahi Evren Veli
Hacı Bektaş beldesine gelirken yolumuzun geçtiği kırşehir de yaşamış ve redemli kişiliği ile günümüze ışık tutan Ahi Evren Veli`den bahsetmeden geçmek olası değil.
Ahi Evren Veli, Anadolu Ahilerinin Piri. Bektaş-ı Veli gibi bir büyük veli
Ahiler, Karahanlılar Devleti zamanından beri, Türk esnaf ve işçilerini içine alan tasavvufi bir tarikattır. Ulu bir Ocak`tır.Ahiliği Avrupa lonca sisteminin Anadolu`daki karşılığı olarak da görebiliriz. Ahilik kadar iş terbiyesinde rol oynayan başka bir tarikat zordur. Ahiler, ekonomik gelişmede disiplinli ve planlı çalışmayı esas almışlardır.
Ahi Evren Veli, Horasan erenlerindendir… Anadolu Ahilerinin zanaaat kesiminin piridir, velisidir. Ahi Evren Veli de Şehy Edebali ve Dursun Fakih gibi Ehli-Sünnet yazaralr tarfından kamuoyuna hep yanlış tanıtılmıştır. Onların Alevi -Bektaşi oldukları sürekli gizlenmeye çalışılmıştır. Halbuki birçok belgelerinde ,pirlerinin Ahi Evren Veli den önce Hz Ali ve Ehlibeyti olduğunu vurgularlar.
Anayasalarında; Tanrı`ya ulaşmanın,insanın kemale ermesi ile mümkün olduğunu yazarlar. Adam öldürenleri, kasapları, hırsızları, namussuzluk yapanları Ahiliğe kabul etmezler. Nefeslerinde gülbenklerinde sürekli Hz. Muhammed, Hz. Ali ve ` Ehlibeyti`ne saygı, sevgi ve muhabbetlerini ifade ederler.
Alevilik, tamamen Anadolu`ya has nir inanç ve felsefi akımdır. O, bir yanıyla dinseldir. Ama tamamen dini bir akım değildir. Dinsel kaynaklı ama toplumsal yanı ağır basan bir düçüncedir, yşam felsefesidir. Aleviliğe Anaolu dışındaki İslam ülkelerinde rastlayamıyoruz.
Anaolu Aleviliği-Bektaşiliğin başlıca üç temel kaynağı vardır:
İslamiyet içindeki hilafet meselesinde Hz. Ali ve Ehlibeytine karşı yapılan haksızlıklarda, Hz. Ali ve Ehlibeyt`e duyulan aşırı sevgi saygı ve bağlılık. İşlenen haksızlığa karşı duyarlı bir tepki…
Asya kökenli din ve kültürlerden Anadolu`ya taşınan çoktanrılı dinlerden gelme inanç izleri, Şamanizm, Maniheizm, Zerdüşt, Budha vs.
Eski Anadolu uygarlıklarna ait kültür izleri. Özellikle çoktanrılı Anadolu dinlerinden kalan miras.
İşte bunlar ve benzer öğeler Anadolu Aleviliği`nin kaynaklarını oluşturmuşlardır. Bu üç temel kaynak ile benzer kültürel oluşumun sentezi Aleviliği oluşturmuştur.
Aleviliğin, Humeyni Şiiliği ile, Mısır Fatimileri ile, İsmailiye mezhebi ile, Pakistan, Hindistan, Afganistan Şiilikleri ile, Hz Ali ve Ehlibeytine duyulan sevgi ve saygı dışında ortak bir yan yoktur.
Alevilikteki insan sevgisini, eşitliği, özgürlüğü, bölüşümcülüğü, kadın erkek eşitliğini, demokratlığı, liberalliği, hoşgörülüğü adı geçen Şia kökenli inançlarda bulmak mümkün değildir.

Hacıbektaş`ta herkes Bektaş-ı Veli`yi övdü
HACIBEKTAŞ, (Güneş)- Birinci Uluslar arası 27`nci Hacı Bektaş-ı Veli`yi nama törenleri dün başladı
Açılış töreninde Nevşehir Valisi Aykut Ozan, Hacıbektaş Kaymakamı Fikret Çelik ve Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Hacıbektaş felsefesinin “İslam inancı ve Türk kültürü” olduğunu vurgularlarken, yurttaşlardan büyük ilgi gören ve ayakta alkışlanan Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Erdal İnönü, kadınlara seslenerek kendilerine yönelik çağdışı baskılara boyun eğmelerini istedi.
Anma törenlerine Atatürk anıtına çelenk konulması ve saygı duruşunda .bulunulmasıyla başlandı. Belediye Başkanı Ali Eğer`in Hacı Bektaş felsefesini anlatan konuşmasından sonra söz alan kaymakam Çelik, “Bize düşen görev o ilmin kaynağından yararlanmaktır” derken, Nevşehir Valisi Ozan,Hacı Bektaş`ın “İslam inancını Türk kültürü ile sentez yaparak Anadolu`ya yaymaya çalıştığını” savundu.
“İsmet İnönü” diye sunulan SHP Genel Başkanı İnönü ise konuşmasında Hacı
Bektaş-ı Veli`nin yaşamını anlattı ve böyle insanların ender yetiştiğini söyledi. Hacı Bektaş-ı Veli`nin yaşamına ilişkin kesin bilgiler bulunmadığını, Türkiye`nin de bu ilim adamına karşı diğer ülkerlerden daha az ilgi gösterdiğini ifade eden İnönü, şunları söyledi:
O, elinde imkan olmasına karşın beyliklerin balkentine gitmedi. Bir küçük kasabaya geldi, Arapça, Farsça değil, Türkçe konuşmayı tercih etti. Hacı Bektaş, önemini kadın haklarında da gösterdi. Kadınları köle gibi gören, yarı Müslüman sayanlara karşı mücadele verdi. Kadın, bir süs aleti gibi kabul edilememeli. Ama bugün taassubun kara eli kadınlara uzandı. Kadını çarşafa sokmaya, eve kapatmaya, örtünmeye zorlamaktalar. Kadınlara sesleniyorum. Bu, çağdışı baskılara boyun eğmeyin. Hacı Bektaş-ı Veli`nin, büyük Atatürk`ün sizlere gösterdiği aydınlık yolda yürümeye devam edin. Biz de sizinle beraberiz. Sanata, bilime, siyasete ağırlığınızı koyun. Sizi sıkmaya çalışan bu çamberi kırın. Ağları yırtın. Aydınlık ve çağdaş bir neslin yetişmesi sizin eseriniz olacaktır.”
Kültür Bakanı Zeybek ise konuşmasında, Hacıbektaşlılara bir semah ve Hacı Bektaş-ı Veli müzik ekibi kurma sözü verdi. Bu sözün alkışlanması üzerine, “Amacım alkış değil. Alkışa ihtiyacım yok.Alkışınızı da oyununuzu da kime istiyorsanız ona verin.Ben oy istemeye gelmedim”diyen Zeybek, tüm medeniyetlerin temelinde İslam medeniyetinin bulunduğunu savundu.Konışmasında Alevi yurttaşlarca ilgiyle karşılanan sözcük ve tanımlamalara ağırlık verdiği dikkati çeken Zeybek, “Hazreti Ali ilmin atasıdır. Cabir bin Hayyan yazdıklarını 12 imamdan Cafer-i Sadık`tan öğrenmiştir” dedi.
Konuşmalardan sonra semah ekipleri gösteriler yaptı.

ÇALIŞ KAZAN YE YEDİR
BİR GÖNÜL ELE GETİR
YÜZ KABEDEN YEGREKTİR
BİR GÖNÜL ZİYARETİ
Yunus Emre

Dindeki her türlü gösterişten, tutuculuktan ve şekilcilikten uzak bir düşünür:
Hacı Bektai-ı Veli

Ellerin Kabesi var,
Benim kabem insandır
Hacı Bektaş-ı Veli, bilim ve irfan yuvası olan Sulucakarahöyük`teki mütevazi dergahında dünya insanlığına şöyle sesleniyordu:
” Hararet nardadır, sacda değildir.
Keramet baştadı, tacda değildir.
Her ne arar isen, kendinden ara.
Mekke`de, Kudüs`te Hac`da değildir.”
O`nun din anlayışı, her türlü gösterişten, gericilikten, tutuculuktan, şekilcilikten uzaktır. O`nun dininin esasını; insan sevgisi, barış, hoşgörü, kardeşlik, doğruluk, dürüstlük gibi erdemli ilkeler oluşturur.
O; cenneti Mekke`de, Kudüs`te Hıra dağında değil kalplerde, gönüllerde arar. O, “Ellerin Kabe`si var, Benim Kabe`m insandır”diyerek bu erdemli düşün cesini şiirsel bir ifade ile izah etmiştir.
“Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan” diyerek dindeki her türlü şekilciliği yadsımıştır. Yine; “Bizim meclisimizin tarafı yoktur” derken de, ibadet etmek için Kıble arayanların ne kadar şekilci ve gösterişçi davrandıklarını ifade etmiştir.
Ayrıca aşağıdaki sözler bu büyük insanın düşünce dünyasının zenginliğini ve ölümsüzlüğünü bize veriyor.
– Doğruluk dost kapısıdır.
– Doğruluk yüz aklığıdır.
– Göze nur gönülden gelir.
– Aslı kör, nankörlüktür.
– Okunacak en büyük kitap insandır.
– En büyük keramet, çalışmaktır.
– Alem, Adem, Adem de Alem içindir.
– En yüce servet ilimdir.
– Mürşidlik, alıcılık değil, vericiliktir.
– Bizim semahımız ilahi ibir aşktır.
– Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.
– Çalışmadan geçinenler bizden değildir.
Hacı Bektaş-ı Veli; ahlak felsefesini ise şöyle ifade etmiştir: “Nefsine,hiddetine,eline, beline, diline, diline sahip ol.”
O büyük insan ve gönül piri; “Düşmanınızın bile insan olduğunu unutmayız” diyerek çağdaş siyaset bilimcilerin ve insan hakları savunucuların verdikleri kavgaya günümüzden 700 yıl önce katılmıştır.
Ayrıca; “Hiçbir milleti aşağılamayınız”diyerek de dünya insanlık ailesinin geleceğini ta o günden görmüş ve bugün bile ulaşılamamış düşünceleri ile yolumuzu aydınlatmıştır.
Kadın erkek eşitliğini ise bugü bile ulaşılamayan ileri görüşlükle şöyle ifade etmiştir.
“Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
Hak`kın yarattığı herşey yerli yerinde,
Bizim nazarımızda, kadın-erkek farkı yok
Noksanlıkla, eksiklik senin görüşlerinde…”
Gene bu büyük düşünür, erdemli insan, kurtla-kuzuyu,arslanla-ceylanı, yani farklı yaratıkları, farklı düşünceleri, zıt fikirleri `sevgi ve muhabbetle kucağımızda dost ederiz biz` diyor.
Şöyle ifade ediyor.
“Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocağımızda.
Bülbüller şevke gelir; gül açar bağımızda.
Hırslar, kinler yok olur, aşkla maydanımızda.
Arslanlarla ceylanlar, dosttur kucağımızda…”
Bu gönül piri, gönül dostluğuna ilişkin ise şöyle diyor.
” Dostumuzla beraber, yaralanı kanarız,
Her nefeste aşk ile yaradanı anarız.
Erenler meydanına vahdet ile girde gör,
Kırk budaklı şamdanda, kırkımız bir yanarız.”
Hacı bektaş-ı Veli`yi anma Törenlerinin, bu yıl 27`ncisi yapılıyor. Yurdun dört bir yanından, yurt dışından, özellikle Almanya`dan akın akın Aleviler 16 Ağustos günü Hacı Bektaş Kasabası`na geliyorlar. Normal zamanlarda nüfusu 6 bin olan bu küçük belde birden insan seline uğruyor. Belediye Başkanı`nın verdiği bilgiye göre 1989 törenlerinde ilçeye 85 bin ziyaretçi gelmişti. Bu yıl bu sayının 100 bin olacağı tahmin ediliyor.
Bu küçük kentte toplam dört otel var, onlar da bir ay öncesinden rezerve ediliyor. Gelen ziyaretçileri Hacıbektaş halkı evlerde konuk ediyor. Arabalarda, evlerde ve çadırlarda yer bulamayanlar ise çevre kentlerin otellerinde konaklıyorlar.
Bu yoğun talebi küçük ilçe belediyesinin kaldırabilmesi olanaksız. Belediyenin personeli ve olanakları ise çok sınırlı. 1978 yılında yapılmış bir kapalı spor salonundan başka, hiçbir devlet tatırım yok gibi…
Kentte insanlar çok sevecen. Ortam çok huzur verici. Kente yıl boyu 365 gün Anadolu`nun ve Avrupa`nın dört bir yanında her milletten ziyaretçi geliyor. Ama 16-18 Ağustos günleri bu küçük belde adeta bir insan seline uğruyor.
1980 öncesi tüm Türkiye`de anarşi ve törer ayyuka çıkmışken, olay olmayan beldelerimizden biri imiş burası. Hacıbektaş ilçesine gelenlere halk saygılı ve hoşgörülü davranıyor. Erkeklerin gittiği bir meyhaneye eşinizle veya kız arkadaşınızla gidip oturun. En küçük bir rahatsız hareket, rahatsız bakış yok. Sizi yanlarında adeta farketmiyorlar. Oturun meyhaneye isterseniz için içkinizive çekin gidin. Halk o denli saygılı ve sevecen. Şaşırmamak mümkün değil. Törenler sırasında bu ilişkiler daha da rahat.
Hacıbaktaş halkı, Belediyesi ve ziyaret edenlerin gnel talebi; törenlerin `özünden saptırılmaksızın`Mevlana törenleri gibi desteklenmesi ve uluslar arası yaplıp tanıtılması idi. Nihayet 1989`da Hacıbektaş Törenleri`ne katılan Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek konuşmasında bu müjdeyi halka verdi ve halk bu habere çok sevindi. Bakan konuşmasında şöyle dedi:

“… Hacı Bektaş-ı Veli`yi önce bizim insanlarımıza, yeniden tanıtılmalıdırlar. Sonra da bütün dünya insanlığına tanıtmalıyız. Ve inşallah… Diliyorum nasip olursa benim elimde ne imkan varsa, Hacı bektaş-ı Veli Törenleri`ne tahsis ediyorum. Ne imkanım varsa… Diliyorum, burada, bu meydanda, bu mübarek günde, Büyük Veli`nin himmetini de dileyerek dualarınızı da bekleyerek, diyorum ki gelecek sene bu törenleri biz Uluslar arası Hacı Bektaş-ı Veli Törenleri” yapalım. Var mısınız…”
“Peki o zaman başlıyoruz inşallah… Kültür Bakanlığı zaten Hacı Bektaş-ı Veli`nin, Hünkar`ın emrinde…”

AK SAKALLI BİR HOCA
HİÇ BİLMEZKİ HAL NİCE
EMEK YEMESİN HACCA
BİR GÖNÜL YIKAR İSE.
Yunus Emre

Eskiden Taç kapının üstünde `Burası aşıkların kabesidir`
Diye yazıyormış.

Eksik gelen taman olur

Ve bu yıl 1990 Hacı Bektaş-ı Veli`yi anma Törenleri,Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek`in verdiği söz doğrultusunda hazırlık çalışmaları yapılıp, belli bir aşamaya geldi. İlk defa,27 yıldır yapılan törenler “Uuslar arası” bir kutlama tarzında yapılacak. Buna bağlı olarak Kültür Bakanı vaad ettiği maddi desteği de vermeye çalışıyor.
Buraya kadar iyi. Bu yıl gerek Hacıbektaş halkının gerek genel olarak Alevilerin biraz kaygılı olduğu da gözleniyor. Kültür Bakanı bir sağ iktidar partisinin bakanı. Ayrıca geçmiş siyasal yapısı da kaygı veriyor. Acaba Kültür Bakanı bu işte ne kadar samimi, ne kadar değil? Bunu “törenlerdeki hava” gösterecek. Hacı Bektaş-ı Veli, düşüncesine uygun bir şekil de mi anılacak? Yoksa, bazı kesimlerin yapmaya çalıştığı gibi, Türk- İslam sentezi, İslam Ümmetçiliği denilen ideolojilere alet mi edilmeye çalışılacak? Yani, Hacı Bektaş-ı Veli, Sunni yoruma mı tabi tutulacak? Bunu görecegiz.
Hacı Bektaş-ı Veli`yi Anma Törenleri`ne sadece Alevi halk değil, özellikle son yıllarda siyasal partiler de oldukça ilgili. Hemen hemen her parti, genel başkan veya genel sekreter düzeyinde törenlere katılmayı ihmal etmiyor.
HacıBektaş-ı Veli`yi Anma Törenleri`nde il gün, yani 16 Ağustos günü, saat 10.00`da resmi açılış töreni yapılır. Buraya protokol ve halk katılır. Belediye başkanı açılış konuşmasını yapar. O`nu ilçe kaymakamı, Nevşehir Valisi, Kültür Bakanı varsa diğer bakanlar ve gelen siyasal parti temsilcileri izler.
Törenlere gelen ozanlar ile semah ekipleri de tören alanında bulunur. Resmi açılış törenini, şu anda müze olan Hacı Bektaş Türbesi`ni zitaret takip eder. Türbeye akın akın insanlar dolup taşmaktadır. Her bölümü ziyaret etmek, görmek için zaman zaman kuyruklar oluşur. Türbe içinde insanların içini bir huzur havası kaplar. Müze olan türbe bir saate yakın bir zamanda gezilebiliyor. Türbeden sonra diğer ziyaret yerleri gezilir. Onların bir kısmı kasaba dışındadır. Öğleden sonra da genellikle `Hacı Bektaş Düşüncesi` üstüne panel yapılır. Panele yerli ve yabancı bilim adamları konuşmacı olarak katılır. Akşam kapalı spor salonunda programlı gece anma törenleri yapılır. Programlar akşam yedide başlar, sabah dört veya beşe kadar sürdüğü olur. Bu üç gece devam eder. Programlara çeşitli yörelerden ozanlar ve semah ekipleri katılır.
Şimdi sizlere Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi`ni tanıtmaya çalışalım. Bunu diğer yerlerin tanıtılmas takip edecektir.
Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi, Hacı Bektaş ilçesinin orta yerinde, büyük bir bahçenin içinde batıdan doğuya doğru uzanan, iç içe üç avlunun içindeki türbeler ve diğer hizmet binalarından oluşmaktadır.
İlk yapı, Çile Evi`dir. Bu Hacı Bektaş-ı Veli zamanında yapılmış, dah so nra çeşitli dönemlerde yapılan restore yapılmış, daha sonra çeşitli dönemlerde yapılan restore ve yenilemelerle külliye bugünkü halini almıştır.
Türbe, Orhan Gazi zamanında yani 1338 yıllarında basit bir yapı olarak Çile Evi`ne eklenmiştir. Bugünkü sekizgen bir zemin üzerine 1`nci Murat zamanında, Seyyit Ali Sultan tarafından 1385 yılında yeniden yapılmıştır.
2`nci Beyazıt 1485-1486 yıllarında türbenin çevresini yeniden yaptırmış, tanzim edilmiş ve kubbe kurşunla kaplanmıştır.
Külliye içindeki Balım Sultan Türbesi ise Dulkadir Oğulları`ndan Ali Bey tarafından inçş edilmiştir.
Daha sonra çeşitli tamir ve eklentiler dışında külliyenin temel yapısı bu şekilde korunmuştur.
Külliye içindeki cami ise 2`nci Mahmut`un Alevilere “hediyesidir”. Bununla da yetinmemiş, 23 Cemaziyel ahiri 1243 tarihli ferman ile miladi 1827 yılında türbe dışında kalan tüm külliyeyi yıktırmıştır. Külliye daha sonra, 1869-70 yıllarında Abdulaziz`in padişahlığı sırasında, postnişin Ali Cemalettin `in nezaretinde yeni baştan yapılmıştır. Bu geniş çaplı restorasyon ve inşadan sonra bazı onarımlar dışında külliye bugüne kadar gelmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü 1964 yıllarında tamire muhtaç yerleri onarmış, külliye 16 Ağustos 1964 yılından bu yana Kültür Bakanlığı`na bağlı müze olarak halka açılmıştır.
Hacı Bektaş-ı Veli Küliyesi, başlıca üç avlu ve türbeden oluşmaktadır. Bunlar; Nadar Avlusu, Dergah Avlusu, Hazret Avlusu, Türbeler; Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ve Balım Sultan Türbesi`dir.
Burası, külliyenin birinci avlusudur. “Altın Avlu” anlamına gelen Nadar Avlusu adı verilmiştir. Bu avluya cümle kapısından girilir. Eskiden bu kapıya “Taç Kapı” da denilirmiş. Tamirden önce kapısında şu kitabe varmış:
” Burası aşıkların kabesidir.
Eksik gelen tamam olur.”
Son tmir sırasında At Evi ve Ekmek Evi yıktırılmıştır. Girişte sağdaki motifli çeşme Fatma Fikriye Hanım tarafından yaptırılan Üçler Çeşmesi `dir.
Dergah avlusu`na, Meydan Avlusu ve Arslanlı Avlusu da denilir. Külliye Selçuklu mimarisi ile yapılmıştır. Girişe göre sağ tarafta, Arslanlı Çeşme, Aş Evi, Cami, sol tarafında; Mihman Evi, Meydan Evi, Kiler yer alır.
Üç kapı ve iki koridor geçildikten sonra Aş Evi`ne girilmektedir. Sağda Aş Evi`nde hizmet eden babaların oturduğu bölüm bulunur. Aş Evin`de ortadaki büyük kazan Kara Kazan, giğerleri Halife Kazanlarıdır.
Girişe göre soldan ilk kapı Mihman Evi`dir.İki bölümden oluşur. Misafirhane ve hamam İkinci kapı Meydan Evi`ne açılır. Burası yedi kat gökyüzünü temsil eden tavanı ile dikkati çekmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli`nin arslanla-geyiği kucaklayan önlü minyatürün orjinali burada sergilenmektedir.
Meydan Evi`nden sonra Kiler Evi vardır. Dergahın en kıdemli derviş babası burada oturur.
Yazılanlara göre, 1826 yılına kadar Osmanlı Ordusu savaşa gitmeden önce, yeniçeri ocağından bir müfreze Hacı Bektaş`a gelirmiş. Dergah avlusunda saf tutar, gülbenk çeker, postnişin olan dededen himmet isterlermiş. Yeniçerilerin gür sesi dergah avlusunda gülbenk okuyunca duyulurmuş.
Yeniçeriler şu gülbenki okurlarmış.
“Mümüniz, kalu beladan beri… Hakkın birliğine, eyledik ikrar… Bu yolda vermişiz ser… Nebimiz vardır Ahmet-i Muhtar… La Yezal mesteneleriniz. Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile… On iki İmam Pir-i tarikat cümlesine dedik beli… Üçler, beşler, yediler… Nuru Nebi,Kerem-i Ali, Pirimiz, üstadımız Hürkar Hacı Bektaş-ı Veli… Demine devranına hu diyelim hu…”
Üst tarafı kubbe ile örtülü Altılar Kapısı`ndan girilince Hazret Avlu`su na girilir. Avlı bir çiçek bahçesi görünümündedir. Karşıda Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ve Kırklar Meydanı girişi görülür. Sağ yanda ise, bal peteği renginden yontma taşlarla yapılmış, Balım Sultan Türbesi vardır.
Bektaşlar`da beş ton aşüre pişirilip yendi.
HACIBEKTAŞ, A.A.- Navşehir`in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen 1. Uluslar arası Hacı Bektaş-ı Veli`yi anma törenleri, dü akşam yapılan semah gösterisi ve Ankara Devlet Klasik Türk Müziği korosunun konseriyle sona erdi.
Şenlik çerçevesinde Hacıbektaş ilçesine 15 kilometre uzaklıktaki Bektaşlar bölgesinde kurulan kazanlarda yaklşık 5 ton aşure halka dağıtıldı.
Hacıbaktaş Belediye Başkanı Ali Eger, Bektaşlar`da yapyığı konuşmada, bu yıl 37`nci kez kutlanan şenliklerin keydederek, şunları söyledi:
” Kültür Bakanlığı ve Nevşehir valiliğinin desteğiyle kutladığımız şenlikler büyük bir ilgi görmüştür. Bu ilgi Hacıbektaş ve Bektaşiliğe sevgiden kaynaklanmaktadır.”
Aşüre ikramından sonra Malatya ve Karacaahmet Semah ekibi, gösteriler yaptılar.
Şenliklerin öğleden sonraki bölümünde ise semah ve halk oyunları gösterileri izlendi, çeşitli yörelerden gelen 50 dolayındaki halk aşığı da deyişler sundu.

Pirler Meclisi Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi`ni Horasan`dan Sulucakarahöyük`e
Güvercin donunda gönderir.

Kalktık Horasan`dan akın eyledik

Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi`ni yaşlı, genç, köylü, kentli onbinlerce insan ziyaret eder. Herkes içinden geldiği gibi ibadetini yapar, duasını eder. Başörtülü ana da vardır, mini etekli gelin de. Herkes Pir`in huzuruna olduğu gibi çıkar. Her türlü şekilcilikten uzak olarak. Sultanahmet Camisi`nde olduğu gibi. Hristiyanlara, Yahudilere, dinsizlere türban bağlamak yoktur.

Kırklar meydanına üç kemerli bir eyvandan girilmektedir. Eyvan girişinden merdivenle zemine inilmektedir. Merdivenin iki tarafında baba mezarları vardır.
Merdivenden zemine Selçuki motiflere süslü Ak Kapıdan az aydınlatılmış koridora geçilir. Sağ tarafta Çile Damı (Kızılca Halvet) vardır. Hacı Bektaş-ı Veli`nin sağlığındaki tek kalan yapı işte bu Çile Evi`dir.
Çile Evi; dervişlerin dünya nimetlerinden el etek çekerek kişiliklerini eğittikleri bir okuldur.

Kırklar Meydanı
Koridorun sonunda “Kırklar Meydanı`na giriliyor. Güneş motifli ahşap tavanla örtülmüş. Kırklar Meydanı`nda ünlü kırk budaklı Şamdan, Hz. Ali`nin el yazması olduğu söylenen ceylan derisine yazılmış Kur`an sayfası ve çeşitli tarihi eserleri görmek olası. Doğu kısmında terasta ise dergaha gizmet vermiş dede ve dede-babaların mezarları vardır.
Gene önemli Alevi büyüklerinden Güvenç Abdal Türbesi bu bölümdedir. Diğer üç mezar eşi “Dünya Güzeli” ve çocuklarına aittir.
Bu bölüme Pir Evi, Huzur-u Pir adı da verilir. Külliye müze olmazdan önce Cem Ayinleri, Kırklar Meydanı`nda yapılırmış. Bugün Hacıbektaş`ta yüzbine varan ziyaretcinin ibadetini yapacağı bir mekanı, yani cem evi yoktur. İlçeye 10 kilometre uzaktaki Bektaşlar denen yerde geçen yıl yapılmış olan cem evinin bile ne ışığı var, ne suyu, ne de oturacak doğru düzgün bir yeri. Adeta gecekondu gibi bir ev.
Buraya akın akın gelen halk, ya evlerde dedelerle birlikte dar yerlerde tıkış tıkış cem ayinine katılabiliyor, ya da böyle bir olaya tanık bile olmadan geldiği gibi görünüyor… Hacıbektaş kasabasında bile, Hacı Bektaş-ı Veli`nin anısına O`na saygının bir ifadesi olarak bir Cem Evi binası yoktur.

Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi
Külliyenin en kutsanan,saygın, sevgi duyulan mekanını Pir`in türbesi oluşturur. İnsanlar buraya girerken oluşturur. İnsanlar buraya girerken adeta heyacanlanır, hıçkırıklarla ağlar, üzülürler. Kendilerini kaybederler. Ta dış eşikten itibaren büyük bir sevecenlikle saygı ile merdivenleri yerleri sandukasının başına gelirler.

Herkes olduğu gibi
Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi`ni yaşlı, genç, köylü, kentli onbinlerce insan ziyaret eder, adak adar, dua eder, dileklerde bulunur. Herkes içinden geldiği gibi, olduğu gibi ibadetini yapar, duasını eder. Başörtülü ana da vardır, kısa etekli gelin de, başı açık olan da, mini etekli olan da, hepsi olduğ gibi pirin hu-zuruna çıkar.Sultanahmet Camisi`nde olduğu gibi Hristiyanlara, Yahudilere,dinsizlere vs. türban bağlamak yoktur. Pir herkesi olduğu gibi kabul eder. Her türlü şekilcilikten gösterişten uzak olarak…
Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi`ne, Kırklar Meydanı`nın sağından, etrafı mermer kaplama küçük bir kapıdan içeri girilir. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında üç balık ve dört güvercin motifi vardır. Güvercinin Bektaş-ı Veli`nin hayatında ve düşünce dünyasında simgesel bir yeri var. O`nu Horasan`dan Sulucukarahöyük`e barışı, dostluğu, kardeşliği, sevgiyi kitabeleştirsin diye…
Pir`in Türbesi`nin duvar ve pencereleri işlemeli puşidelerle süslüdür. Çiçek motifi, izleyenlere huzur veren kubbe piramit şeklindedir.
Gök Eşik diye isimlendirilen kapının altında eşikte, türbeyi yapan mimar Derviş Sadık`ın mezarının bulunduğu söylenir. Alevilerde eşik kutsaldır. Eşiğe basılmaz. Bir söylentiye göre de, Hacı Bektaş`ın Karacahöyük`e ilk geldiğinde büyük yardımını gördüğü Kadıncık Ana`nın mezarı bu Gök Eşik denen yerde imiş. Kadıncık Ana Pir`e saygısını böyle ifade etmek istemiş.

Balım Sultan Türbesi
Balım Sultan Türbesi, Külliye içinde Hacı Bektaş-ı Veli`den sonra diğer önemli türbedir. Yeri Hazret Avlusu`nun doğusunda bulunur. Selçuklu mimarisine göre inşa edilmiş, klasik kümbet biçimindedir.
Türbenin önündeki kutsal dut ağacının Ahmet Yesevi`nin, Anadolu`ya atıp buraya düştüğüne inanılan ve köseği diye nitelenen karadut ağacıdır. Her yıl bol ürün verir. Ayrıca dut ağacı, dilek ağacı olarak büyük ilgi görmektedir. Özellikle kadın ziyaretçilerin dileklerindan oluşan bez ve ip düğümlerinden ağacın dalları ve gövdesi saçaklardan görülmemektedir.
Asıl adı, Hızır Bali olan Balım Sultan (1473-1516) Türbesi`ni Şehsuvar Bey`in oğlu Ali Bey yaptırmıştır. Türbe içinden geçilen ayrı bölümde ise Balım Sultan`ın kardeşi Kalender Mürsel Çelebi`nin mazarı bulunur.

Mustafa Kemal Hacıbaktaş`ta
Mustafa Kemal Erzurum-Sivas kongresi dönüşü 22 Aralık 1919`da Mucur`a gelerek geceyi burada geçirir, ertesi gün Hacıbektaş`a hareket eder. Çelebi Cemalettin Efendi, Atatürk`ü karşılar.
Bu karşılama çok önemlidir.
Bir zamanların Ankara Valisi Sırrı Paşa, Hacıbektaş`a geldiği zaman Bektaşlar`a kadar arabasıyla gelir. Ondan sonra yeri niyaz eder, yürüyerek dergaha ualşırmış.
Gene ittihatçı Talat ve Enver paşalar iktidara geldikten sonra Hacıbektaş`ı ziyaret etmişlerdir. Onlardan önce Meşrutiyet Padişahı Mehmet Paşa tahta çıkınca Çelebi Cemalettin Efendi`yi ziyaret edip hediyeler götürmüştür. Atatürk açısından Milli Kurtuluş Savaşı`nda Aleviler`in desteği önemli bir gücü oluşturuyordu. Atatürk Hacıbaktaş`ta bir gece kalır,Çelebi Cemalettin Efendi ile yenilip içilir. Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ziyaret edilir, dede postunda oturan Salih Niyazi Baba ile üçlü olarak özel bir görüşme yapılır. Bu gizli görüşmeden sonra Çelebi Niyazi Baba Atatürk`e destek sözü verirler. Böylece Aleviler Milli Kurtuluş Savaşı`nda ve daha sonra Atatürk devrimlerinin uygulanmasında cumhuriyetin uygulanmasında cumhuriyetin en kararlı istekli desteğini oluştururlar.
23 Nisan 1920`de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açıldığında Çelebi Cemalettin Efendi Kırşehir Mebusu ve Meclis Başkan Vekili olarak Meclis`te yerini alır.

ÇOK ÇEHDEDİP İSTEDİM
YERİ GÖĞÜ ARADIM
HİÇ MEKANDA BULAMADIM
BULDUM İNSAN İÇİNDE
Yunus Emre

Kadınlı erkekli beş bin can, ayrı bir dünyaya yolculuk
Edercesine semah dönüyor.

Şahidim dağlar taşlardır

Ziyaretçiler ,zaman zaman, bağlama eşliğinde ve dedeleri öncülüğünde cem
Yapıp Çiledağı`nda turnalar gibi semah dönüyor. Cem ayinleri sırasında transa
Geçen kişiler, tüm cemaati duygulandırıyor, coşturuyor. Kendilerini tutamayan
Yaşlılar ağlıyor. Çilehane`de, Delikli Taş dışında, ağrılara iyi geldiğine
İnanılan Kulunç Kayası, Kutsal Alıç Ağacı, Zemzem Çeşmesi var.

Hacıbektaş kasabasında, Külliye dışında halkın kabul ettiği, kurban kesip, adak adadığı, niyaz edip, cem ve semah dönülen bir dizi yer daha vardır. Halk, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi dışında bu yerleri da ziyaret eder, kutsar, ziyaretini tamamlar.
Bunalrın dışında Çilehane, Çiledağı veya Delikli taş denilen yer gelir. Çiledağı ilçeye yaklaşık iki kilometre uzaklıkta yer alıyor. Rivayetlerde Bektaş-ı Veli`nin çile doldurduğu yer olarak geçen taştan oyulmuş küçük bir mağaradan ibarettir.
Halk buraya bugün Deliklitaş demekte ve bu taştan geçerek günahlarından arındığına inanmaktadır. Taştan geçemeyeceğin günahı, hatası olduğuna inanılır.
O kişi gidip tekrar dergahı ziyaret edip, duasını eder, lokmasını dağıtır, kurbanını keser ve yeniden gelip taşta mumunu yakıp çıkmaya çalışır.
Törenler sırasında ilgilinin en yoğun olduğu yer `Deliklitaş`tan geçiş` oluyor. Taştan geçmek için uzanan kuyruk zaman zaman bir kilometreyi buluyor. İlginin odağını ise daha çok kadın ziyareçiler oluşturuyor. Taştan geçerken zorluk çeken canlara, diğer canlar, büyük bir inançla; ` Yetiş ya Ali, Yetiş ya Hünkar, Allah, Allah, Allah, Yetiş ya 12 İmam-ı Kerbela` diyerek moral veriyorlar.
Gelen ziyaretçiler zaman zaman bağlama eşliğinde ve dedeleri öncülüğünde, cem yapıp Çiledeğı`nda turnalar gibi semah dönüyorlar. Bu cem ayinleri sırasında transa geçen kişiler tüm toplumu duygulandırıyor, coşturuyor. Kendilerini tutamayan yaşlılar ağlıyorlar.
Çilehane`de, Deliklitaş dışında, ağrılara iyi geldiğini inanılan Kulunç Kayası, dilek tutulan Kutsal Alıç ağacı, Zemzem Çeşmesi ve Veliyettin Çelebi Türbesi vardır. Buralar da ziyaret edilip kutsanır.

Yürüyen Kaya
Hacıbektaş`daki Bala Mahallesin`de ise Bektaş Çelebi Türbesi, Yürüyan Kaya adı da verilen Atkaya vardır. Zir Mahallesi`nde ünlü Akpınar Çeşmesi`nin yukarı kısmında ise Kadıncık Ana`nın babası İdris Hoca`nın üç odalı evi bulunuyor.
Ankara yönünden Hacıbektaş`a girerken yığma bir höyük bulunur. Rivayetlerde Hacı Bektaş`ın Güvercin donunda ilk göründüğüne inanılan Kra Höyük burasıdır. Ak Pınar ve Hamur Kaya da buradadır.
Diğer bir kutsal yer de Hırka Dağı`dır. Hacı Bektaş`ın hırkasını yaktığı söylenceden adını alan dağ, kasabanın 15 kilometre güneyindedir. Volkanik olan 1670 metre rakımlı dağın çevresindeki meşe ormanları Yunus Emre`nin Taptuk Emre dergahına taşıdığına inanılan meşelerin geldiği ormandır.
Hacıbektaş`ta ziyaretrçilerin sel gibi akıp geldiği bir yer de Beştaşlar adı verilen yerdir. Beştaşlar`da kurban kesilen, lokma dağıtılan yerin yanısıra bir de adına sansürlü bir şekilde “Konuk Evi”denilen “Cem Evi” vardır, kapısında jandarmaların beklediği… Suyu, ışığı ve oturacak yeri olmayan gecekondu Cem Evi.
Buna rağmen yurdun dört bir yanından ve Avrupa`da işçi olarak çalışan Aleviler törenler sırasında Cem Evi`ni şenlendiriyorlar. Kurbanlı adaklarla, bağlama eşliğinde dedelerle birlikte cemler kuruluyor. Kadınlı erkekli semah dönenlerin “Ali, Ali, Dost, Dost” nidaları izleyenleri ve katılanları başka dünyalara alıp götürüyor.

Kereme gelen beş taş
Bektaşlar, ilçenin kuzey batısında beş kilometre uzaklıktadır. Rivayetteki; Hacı Bektaş-ı Veli`nin çobanlık yaparken, Sarı`nın öküzünü kurtların yediği yer burasıdır. Sarı buna inanmaz. Bektaş-ı Veli` ye ödetmek ister. Hacı Bektaş-ı Veli, `şahidim dağlar, taşlardır` deyince bu haksızlığa dayanamayan taşlardan beş tanesi tanıklık ederler. Beş taşlar işte bundan dolayı kereme gelen bu beş kayaya verilen addır.
Dedebağları ise ilçeye iki kilometre mesafededir. Eskiden vakıf olarak dergah malı imiş. Dergaha hizmet eden dervişlerin sebze meyve ihtiyaçları karşılanırmış.
Bugün ziyaretçilerin kurbanlarının kesildiği, kazanların kaynadığı, lokmaların dağılıp, yendiği mesire yeri gibidir.
Törene gelen ozanların, semah ekiplerinin ve buna benzer etkinliklerin en yoğun yapıldığı yer Dede bağlar`dır.
Canlar birarada, kurbanlar, kazanlar birarada olur da ayin-i cem olmaz mı? Bağlama eşliğindeki cem, halkın toplu tapınma tarzında tevhid çekmesi ve semah dönmesi ile sürüp gider. Bir seferinde o denli coşkulu bir cem olurki, kadınlı erkekli beş bin kişinin katıldığı ve bu beş bin kişinin semah döndüğünü anlatan bir Hacıbektaşlıyı anımsadıkça heyecanlanıyorum.
Düşünebiliyor musunuz? Kadınlı erkekli beş bin can bağlamalar eşliğinde `Gelin canlar bir olalım` deyip kendinden geçmiş bir halde, huşu içinde, vecde düşmüş, ayrı bir dünyaya yolculuk edercesine semah dönüyor…
Hacıbektaş kasabasında 16 Ağustos`ta geleneksel olarak başlayan anma günleri üç gün üç gece devam ediyor. Bu üç gün, üç gece süresince kasabanın yeri göğü insan doluyor. İğne atsan yere düşmez misali.

Dergah gece-gündüz halka açık
Müze olarak hizmet gören dergah gece gündüz halka açık oluyor. Ayrıca dergah dışındaki ziyaret yerleri dollup taşıyor. Kapalı bir spor salonunda akşam devam eden kutlama etkinlikleri de üç gün sürüyor. Bu süre içinde yaklaşık yirmiye yakın ozan bir o kadar da çeşitli yörelerden semah ekipleri büyük bir sevgi, coşku ve saygı ile insan sevgisini, insan akışını, dostluğu, kardeşliği haykırıyorlar. Yeryüzüne..

Yazan -

Aşağıdaki Makalelere Bakabilirsin

YAS-I MA’TEM

Alevi erkanında Hicri takvime göre her yıl Muharrem ayında tutulan bir yas vardır. On iki ...