12 Kasım 2017, Pazar

14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ ASLINDA ‘HIZIR BAYRAMI’DIR

kemal demirci14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ ASLINDA HIZIR BAYRAMI’DIR

Anadolu’nun eski ve köklü mabetlerinin hakim inançların işgaline uğraması, bir güneş tapınağının Hıristiyan işgalinde kilise olması ardından bu mabedin İslam ikliminde cami olarak kullanılması çok sık rastlanan bir durumdur, Anadolu’ya sonradan yerleşen inançlar mabetlerini halkın kadimden bu yana zaten kutsal kabul ettiği tapınakların yıkıntıları üzerine inşa ettiler yada o mekanları kendi ibadethanelerine dönüştürdüler.

İbrahimi dinlerin kendilerinden önceki inançlar üzerindeki işgali onların tapınaklarını ele geçirmekle sınırlı kalmadı. Onlar Anadolu’nun kadim inançların ait her ne varsa, geleneklerini,, önemli ruhani kimliklerini, ritüellerini, önemli günlerini velhasıl her şeylerini işgal ederek kendilerine mal ettiler.

Bu işgallerin günümüzdeki en popüler örneği hiç kuşkusuz 14 Şubat sevgililer günüdür.

Bu işgalin uzun hikayesi üç bin iki yüz yıl önce Truva’da, İlyada destanında anlatılan eskiçağ savaşının mağduru o antik şehirde başlıyor.

Önce bu mistik şehrin sakinlerini tanıyalım:

Prof. Dr. Manfred Korfmann’a gelene kadar Truva üzerine çalişan tüm arkeoloğ ve tarihçiler Truva’nın eski çağ Yunan Uygarlığı’nın Anadolu’daki bir uzantısı olduğunu ve bu şehirde yaşayanların Helen olduğunu öne sürdüler.

Tübingen Üniversitesi’nden Prof. Dr. Manfred Korfmann , 1986 yılından başlayarak Truva kazılarını, disiplinlerarası büyük bir bilimsel proje başlattı. Alman arkeolog, Tarih Öncesi ve Eski Çağ Profösörü Manfred Korfmann, başkanlığını yaptığı Truva kazılarında, İlyada Destanı’nda anlatılan o büyük savaşın yaşandığı yüzyılda (M. Ö. 12. yüzyıl) Truva’da o güne kadar hakim olan görüşü ters yüz edecek kesin bulgular elde etti.

Manfred Korfmann uzun yıllar sürmüş Truva kazılarından elde ettiği sonuçları 1995 yılında Almanya’da bir konferansta bilim dünyasına sundu.

1995 yılında Tübingen Bilim Konferansı’nda, yüzyıllardır sorulan ‘Truvalılar kimlerdi?’ sorusu nihayet bir yanıta kavuştu. Yirmi yıla yakın bir zaman süren kazılar sonunda verilen bu bilimsel yanıt ile Homeros’tan o güne kadar sürdürülen bir şanlı direnişi Helenleştirme çabaları da boşa çıkmış oldu. Ünlü Truva Savaşı’nın yaşandığı yıllarda Truva şehrinde Luviler yaşıyorlardı ve kentte Luvi dili konuşuluyordu.

Prof. Dr. Manfred Korfmann’ın arkeoloji dünyasında şaşkınlık uyandıran bulguları ile Homeros’un İlyadası’ndaki ünlü şehrin sakinlerinin Luviler yani Işık İnsanları oldukları, gün yüzüne çıkmış oldu.

Truva MÖ. 1210 yılında Homeros’un İlyada’sına konu olan ünlü Truva savaşı sonrasında barbar Yunanlılar tarafından yıkıldı yakıldı ve yağmalandı.Bu savaştan kurtulanlar çareyi komşu coğrafyalara göç etmekte buldular.Truvalı soylu prens Aenias savaş sonrasında kendi topraklarını terk ederek ailesi ile birlikte Kuzey İtalya’ya yerleşti.

Roma’lılar, Roma İmparatorluğunu kuran Romulüs ve Remus adlı ikiz kardeşlerin Truva şehrinin Yunanlılar tarafından yakılıp yıkılmasından sonra İtalya’ya göç eden son Truva prensi Aenias’ın torunları olduklarına inanıyorlardı. Romalı tarihçiler Truva şehrinde olduğunu. öne sürüyorlardı.Bu Büyük Roma İmparatorluğunun resmi tarih teziydi.
Roma’nın kuruluşundan iki bin yedi yüz yıl sonra Roma İmparatorluğunun resmi tarih tezi Ferrara ve Stanford üniversiteleri işbirliği ile yürütülen bir araştırmaya konu oldu. Ferrara Üniversitesinden Profesör Guido Barbujani’nin başkanlık ettiği bu araştırma sonunda MÖ.VIII. yüzyılda ait Etrüks mezarlarından çıkan iskeletlerden alınan DNA örneklerinin Batı Anadolu’dan toplanan DNA örnekleri ile büyük bir benzerlik gösterdiği ortaya çıktı.
Benzer bir araştırma da Torino Üniversitesinde yapıldı.. Araştırma genetik uzmanı Prof. Dr. Alberto Piazza başkanlığında yürütüldü ve dört yıl sürdü..Bu araştırma da aynı sonucu verdi. Roma’yı kuran Truva soylularının geçmişte yoğun olarak yaşadıkları yerleşme birimlerinde halen yaşayan kişilerden toplanan DNA örnekleri Batı Anadolu’da yaşayan insanlardan alınan DNA örnekleri ile tıpatıp uyuşuyordu..

Romalılar’ın resmi tarih tezi doğruydu. Roma’yı kuranlar Batı Anadolu’dan göç ederek İtalya’ya yerleşen insanlardı, yani Luviler’di.

Bir topluluk bir diyardan başka bir diyara göçerken toprağını evini barkını geride bırakır ama inancını geride bırakmaz, bırakamaz.Kim nereye taşınırsa taşınsın yüreğini de beraberinde götürür çünkü.Hızır kadimden bu yana Anadolu’nun bağrında itina ile sakladığı en köklü inançtır.

Roma İmparatorluğunun kurucuları olan Luviler’in de, Truva’dan Kuzey İtalya’ya göç ederken Anadolu kökenli Hızır inancını terk etmiş olmaları çok uzak bir ihtimaldir.

Efsaneye göre Roma şehrini kuranlar Turuva’lı Aeneas’ın soyundan gelen Romulus ve Remus adlı iki kardeştir.Rivayet edilir ki; Aeneas’tan bir kaç kuşak sonra kardeşi Numitor’u öldürerek tahta geçen Amulius, Numitor’un kızı Rhea Silvia’yı bir tapınağa kapatır ve çocuk yapmasını yasaklar. Rhea Silvia’dan doğacak bir çocuğun ileride kendi tahtına göz koyabileceğini düşünmektedir.Rhea Silvia yine de gebe kalır ve Tanrı Mars’tan ikiz erkek çocuk dünyaya getirir.Bunu öğrenen Amulus Rhea Silvia’yı öldürdükten sonra Romulus ve Remus adındaki ikiz bebekleri başıboş bir tekneye koyarak Tiber nehrinde ölüme terk eder.

Nehrin taşması ile bebekleri taşıyan tekne karaya vurur ve parçalanır.Bir kayanın dibine savrulan Romulus ve Remus’u dişi bir kurt bulunarak yakındaki bir mağaraya taşır ve Faustulos adındaki bir çoban buluncaya kadar onları emzirerek hayatta kalmalarını sağlar.
Roma’yı kuran Remus ve Romulus kardeşleri emziren dişi kurdun efsanedeki adı Lupa, Lupa’nın ikiz kardeşleri taşıdığı mağaranın adı Lupercal ,ölümün eşiğine gelmiş iki çaresiz çocuğun imdadına yetişen tanrının adı ise Lupecus’tur.

Lupercus Eski Roma’da bereket, döllenme ve aşk tanrısı olarak çok saygın bir konuma sahipti.Lupercus adına her yıl Roma’da 13 -15 Şubat tarihleri arasnda ‘Lupercalia’ adı verilen büyük bir festival düzenlenirdi.Lupercus’un kutsal hayvanı keçiydi. Keçi Lupercus’un döllenme gücünün temsil ederdi. Lupercus adına düzenlenen törenlerde Lupercus rahipleri Lupercus onuruna keçi kurban ederler, daha sonra kestikleri kurbanın derisinden bir parçayı başlarının üzerine koyarak Roma sokaklarında dolaşarak herkese ve heryere dokunurlardı.Başlarının üzerindeki keçi derisiyle dolaşan Lupercus rahiplerinin dokundukları yere bereket getireceğine inanılırdı.Genç kadınlar ve genç kızlar rahiplerin kendilerine dokunması için kendiliklerinden ileri atılırlardı.İnanışa göre bu dokunuştan payını alan genç kızlar bekar iseler eşlerini bulurlar, eğer evli iseler doğurganlıkları artar ve kolaylaşırdı.Lupercus festivalinin ikinci gününün akşamında bekar genç kızlar eşlerini seçerlerdi.
Antik Roma’da Lupercus’un kışın ortaya çıktığı ve koyun sürülerini kurtlara karşı koruduğu inancı da hayli baskın ve yaygındı.
Eski Çağın Roma İmparatorluğundan bugünün Anadolu’suna geldiğimizde Lupercus inancının bugün Anadolu’da başka bir isim altında ve çok canlı bir biçimde varlığını hala sürdürmekte olduğunu görürüz.
Kimi zaman peygamber, melek, veli yada nebi olduğu öne sürülse de Anadolu Alevi erkanı içinde Hızır tüm bu sıfatların çok üzerinde çok ayrıcalıklı yere sahip çok yüce bir figürdür.Hızır yolda kalanların yoldaşı, darda kalanların yardımcısıdır.O gençlerin kısmetini açar, yokluğa yoksulluğa bolluk ve bereket getirir.O ‘Kışın Piri’dir, zemherinin ayazında çaresiz kalmışların dostudur.Alevi inancında umudu tükenmiş her can ‘Yetiş ya Hızır’ diyerek onu çağırır.O , gümüş kanatlı atının üzerinde uçarak, karda, kışta, darda, zorda ve yolda kalmış çaresizlerin imdadına yetişir.Onun atı nalsızdır, yelsizdir ve gemsizdir. O her yerde hazır ve nazırdır.Yüreği kabaran ona sığınır. O cara yeten, yürekten çağrıldığı yere gidendir.
Hızır su,nehir deniz kazalarında da ilk çağrılan ve ilk imdada yetendir. Dersim yöresinde bir Hızır duası şöyledir.(Duayı Dr. Daimi Cengiz’in bir çalışmasından aldım)
“Xızır tı melemê derd u ğemuna / Hızır, sen dert ve gamların merhemisin
Serê derya u denguzuna / Deniz ve deryaların
Kelek u gemiuna / Kelek ve gemilerin
Golek u chemuna / Göl ve ırmakların
Pırd u gavanunê çhetununa”. Köprü ve çetin geçitlerin başısın (kılavuzu/gözeteni).

Hızır, Zaza dilinde “Ya Xızır’ê serê derya u dengızu!”yada “Ya Xızır’ê serê kelek u gemiu!” diye de çağrılır. Bu ifadelerde Hızır’ın denizlerin ,nehirlerin , gemilerin ve keleklerin kılavuzu olduğu vurgulanır.
Alevilerin muhayelesinde çoğu zaman ipek sakallı nur yüzlü bir ihtiyar olarak tasavvur edilse de o dondan dona girer , bazen ak saçlı bir dede olur, bazen ceylan gözlü bir gelin, bazen de dağ başında bir geyik olur.Her biçimde her formda mümkünü tükenmiş olanların yardımına yetişir.Boz Atlı Hızır uğradığı hanelere bolluk, dokunduğu yiyeceğe bereket getirir.
Hızır’ın kutsal hayvanı dağ keçisidir.Dersim bölgesinde dağ keçilerine ‘Malê Hızıri’ adı verilir.
Hiçbir Alevi gülbengi (duası) yoktur ki içinde onun adı geçmesin.Alevi erkanında Hızır adı -Hakk dahil – her kutsal isimden fazla çağrılır. Alevi erkanı içindeki bu en kutsal bayram Anadolu Alevilerin ‘ Hesabê Ma’ dedikleri takvime göre (Jülyen takvimi) 31 Ocak 2 Şubat tarihleri arasındadır.Rumi takvim ile miladi takvim arasında on üç gün fark vardır.Boz Atlı Hızır’ın bayramı miladi takvim ile 13-14-15 Şubat günleri kutlanır.
Hızır Bayramında Aleviler çalışmaz, işe gitmezler.Bu günlerde ‘Hızır’ın hakkı üçtür’ diyerek ‘Hızır orucu’.adını verdikleri üç günlük oruçlarını tutarlar.Üçüncü gün akşamında Hızır kurbanı tığlayıp , Hızır lokması dağıtır ,Hızır adına cem yürütürler. Hızır cemi de tüm Alevi ayin-i cemleri gibi perşembe gecesi yürütülür. Aleviler Hızır cemini perşembeyi cumaya bağlayan geceye denk gelmesini temin için Hızır Bayramını bir-iki gün önceye yada sonraya alırlar.
Anadolu coğrafyasında bereketin sembolü buğdaydır. Hızır kutlamalarının ikinci günü yani 14 Şubat çok önemlidir. Bu günün akşamında her evde geniş bir siniye ‘kavut’ adını verdikleri, dövülmüş buğday serilir. Evin yaşlısı henüz doğurmamış gelini varsa gelinine, bekar genç kızı varsa genç kızına, bekar erkek çocuk varsa ona dönerek ‘Niyetini et de şu siniyi kaldır ‘ der.Evin genç kızı, oğlu yada gelini bu buğday serili tepsiyi niyet ederek ev içinde yüksekçe bir yere kaldırır.Genç gelinler buğday serili tepsiyi kaldırırken döl tutmayı, çocuk doğurmayı, bekar genç kızlar ve bekar erkekler gönüllerindeki sevgiliye kavuşmayı niyet ederler. Bekar gençler bu günde oruçlarını açarken su içmezler ve tuzlu yiyecekler yerler.O gece rüyalarında gönüllerindeki sevgilinin kendilerine su vererek susuzluklarını gidereceğine inanırlar.
Ertesi sabah uyanan hane halkının ilk işi dövülmüş buğday serili tepsiye bakmak olur Eğer tepsiye geceden serdikleri dövülmüş buğday üzerinde bir ize rastlarlarsa Hızır’ın o haneye uğradığına ve buğdaya eliyle dokunduğuna inanırlar.Hızır’ın dokunması berekettir.O hangi haneye uğramışsa o haneye bolluk gelir.
Özetlemek gerekirse Alevilerin büyük kutsiyet atfettiklei Hızır’ın öne çıkan başlıca özellikleri şunlardır.
– Hızır su,nehir deniz kazalarında da ilk çağrılan ve ilk imdada yetendir.
– Kılıktan kılığa girerek çaresiz kalanların, darda, zorda olanların imdadına yetişir.
– Dokunduğu yere bereket getirir
-Genç gelinlerin döl tutmalarını ve çocuk doğurmalarını sağlar
-Genç aşıkları birbirlerine kavuşturur
-13-14-15 Şubat günleri ona adanmış kutsal günlerdir.
-Kutsal hayvanı keçidir.
Antik Roma’nın ünlü bereket,döllenme ve aşk tanrısı Lupercus ile Alevilerin Boz Atlı Hızır’ını karşılaştırdığımızda şaşırtıcı bir sonuçla karşılaşırız.İhmal edilebilecek kadar önemsiz bir iki detay dışında bu iki kutsal varlık birbiri ile örtüşür.
-Tiber nehrinde ölüme terk edilen, nehrin taşmasıyla kıyıya savrulan darda, çaresiz kalmış iki küçük çocuğun imdadına ‘dişi kurt’ suretinde yetişen Lupercus ile Alevi inanışındaki,nehirlerin ve denizlerin kılavuzu,su kazalarında kılıktan kılığa girerek ilk imdada yetişen Hızır arasında görünürde pek fark yoktur.
-Lupercus’un adına yapılan şenlikler 13-14-15 Şubat günleri yapılırdı Hızır Bayramı da aynı günlerde kutlanmaktadır.
– Lupercus şenliklerinde Lupercus rahipleri ev ev dolaşarak her haneye dokunurlardı Lupercus rahiplerinin dokundukları haneye bereket getireceğine inanılırdı. Anadolu’da hala, Hızır hangi haneye uğrarsa o haneye bereket ve bolluk geleceğine inanılıyor.

-Antik Roma’da genç kadınlar ve genç kızlar Lupercus rahiplerin kendilerine dokunması için çaba gösterirler, bu dokunuştan payını alan genç kızların bekar iseler eşlerini bulacaklarna, eğer evli iseler doğurganlıkları artacağına ve kolaylaşacağına inanılırdı.Lupercus festivalinin ikinci gününün akşamında 14 şubatta bekar genç kızlar eşlerini seçerlerdi.
Aynı günde, Hızır Bayramının ikinci günü akşamında 14 Şubatta bekar genç kızlar ve genç erkekler gönüllerindeki sevgiliye kavuşmak için genç gelinler de döl tutmak, çocuk doğurmak için niyet ederler.

-Lupercus’un da Hızır’ın da kutsal hayvanı keçidir.

‘Lupercus’ Truva felaketinden kaçan Luvi soyluları tarafından Anadolu’dan Kuzey İtalya’ya taşındı. O Antik Roma’nın bereket, döllenme ve aşk tanrısı olarak tanındı ve büyük saygı gördü. Mısır Kraliçesi Kleopatra ile tarihin en büyük aşklarından birini yaşayan Roma’lı ünlü general Markus Antonius bereket, döllenme ve aşk tanrısı Lupercus’a rahip yetiştiren okulun da başkanıydı.Mark Antonius M.Ö. 44 yılında Dünya tarihinin en önemli Liderlerinden olan Jül Sezar’a krallık Lupercus Bayramında sundu.
Boz Atlı Hızır Luvi çağından bugüne miras kalmış dünün ve bugünün bereket döllenme ve aşk tanrısıdır. O, İbrahimi dinlerin iki bin yıldan uzun sürmüş baskı ve tehdidine rağmen Anadolu coğrafyasında, Dersim dağlarından Ege, Akdeniz kıyılarına kadar hemen her yerde varlığını büyük bir ihtişamla hala sürdürüyor.
En çaresiz zamanlarında Romulus ve Remus’un imdadına yetişen Roma’nın unutulmuş denizler ve nehirler hakimi bolluğun ve bereketin tanrısı ‘Lupercus’ bugün Anadolu’da Hızır adı ile yaşıyor.Bizler bunun farkında bile değiliz,
Alevi hafızasının en bulanık olduğu yer belki de burasıdır…
M.S.325 yılında İmparator I.Konstantin İznik’te 1. Hıristiyan Ekümenik Konsilini topladı. Bu kosilde Hıristiyanlık Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak kabul edildi. Hıristiyan doğması 325 yılında İznik şehrinde biçimlendirilirken, bu yeni dinin halk tarafından kolayca kabulünü temin için Roma topraklarında Hıristiyanlık öncesi inançların baskın motifleri Hıristiyanlaştırılarak içselleitirildi.Böylece İmparatorluğun yönetimindeki ülkelerde devlet eliyle Hıristiyanlaştırmaya karşı oluşabilecek direnç en aza indirilmeye çalışıldı.
Hıristiyan Kilisesi 325 yılından başlayarak s eski çağın kutsal varlıklarının, günlerinin ve ritüellerinin üzerine Hıristiyan motiflerle donatılmış yeni hikayeler yazarak eski gelenekleri kendisine mal etmeye başladı.

Lupercus Bayramı da Kilisenin kadim gelenekleri Hıristiyanlaştırma kampanyasından fazlasıyla nasibini aldı.M.S. 496 yılında Papa I.Gelasius Lupercus bayramını yasakladı. Papa I.Gelasius 14 Şubat gününü ‘Saint Valentine’ günü ve Saint Valentine’yi ‘aşıkların koruyucu azizi’ ilan ett. Kilise aynı günlerde yapılan kutlamaların dönüşümde kolaylık sağladığının farkındaydı, bu yüzden eski bir Roma tanrısın yerine bir Hıristiyan azizi yerleştirirken eski kutlamanın gününü değiştirmedi.

Kilise Lupercus Bayramını Saint Valentina günü olarak Hıristiyanlaştırılırken bunun üzerine kendi hikayesini yazdı. Kilise; sevgililerine ve ailelerine bağlı erkekler yüzünden ordusunda savaşacak asker bulamayan İmparator II. Cladius’un Roma’da nişan ve evlilikleri yasakladığı, Saint Valentine adındaki Hıristiyan papazın yasağa rağmen çiftleri gizlice evlendirmeye devam ettiği bu yüzden 14 Şubat 270 tarihinde öldürüldüğünü öne sürdü ve 14 Şubat gününün bu sebeple ona adadığını duyurdu.

‘Saint Valentine’ günü çok geçmeden ‘sevgililer günü’ olarak anılmaya başlandı.

Alevilerin Hızır Bayramı 3200 yıl önce ‘Lupercalia festivali’ kılığında Kuzey İtalya’ya göçmüş, burada Hıristiyan rüzgarları altında ‘Saint Valentine’ günü kisvesi giymiş ve bugün ‘sevgililer günü’ adı ile uzun sürmüş gurbetinden geriye dönmüştür.

Uzun hikayenin olabildiğince kısaltılmış özeti budur.

ERDOĞAN ÇINAR- DERGAHIN SIRRI

Yazan -

Kemal Demirci

Aşağıdaki Makalelere Bakabilirsin

Ölümün Repertuvarındaki İbadet

Ölümün repertuvarındaki ibadet “Allahuekber” diyerek elindeki ‘Made in NK’ silahlarıyla‘cihad’ adına öldürüyorlar, zulmediyorlar. İnsanlık suçlarını ...