14 Nisan 2018, Cumartesi

ANADOLUNUN SAHİPLERİ VE ALEVİLER

kemal demirciBu toprakların gerçek sahiplerini mi bilmek istiyorsunuz. Alevililerin kimler olduğunu mu bilmek istiyorsunuz. Lütfen Erdoğan Çınar’ın bu yazısını okuyun.

KARARTILMIŞ MAZİ VE İKİ BÜYÜK DERGAH Anadolu’nun tüm ünlü tapınakları hayata gözlerini birer ‘Ma’ tapınağı olarak açtılar.Efes’teki ünlü tapınağın temelleri Luvi’li kadın savaşçılar, Amazonlar tarafından atıldı.Ankara’daki Augustos Tapınağı ‘Ma’ tapınımının yapıldığı bir tepede ve ‘Ma’nın adına inşa edildi.Didim’deki Apollon Tapınağı ‘Orakl’ adı verilen inisiye edilmiş kadın ruhbanlarca yönetilirdi.Eskişehir Pessinus tapınağı Kibele kültünün Anadolu’daki en büyük merkeziydi.Sard ve Klaros tapınakları da Ana Tanrıça’nın gizli evleriydiler.Pontus (Tokat) Komanası ve Kilikya Komanası (Tufanbeyli) ‘Yüce Ma’ adına yüceltilmişlerdi.Bu ulu mabetlerin hepsi zamanın hışmına uğradılar, ibrahimi dinlerin kıyıcılığına maruz kaldılar ve yıkılıp, dağılıp gittiler. Onlardan geriye bir iki sütun başlığı,kolu bacağı kopmuş bir kaç heykelcik ve üç beş parça mermer stel kaldı.Antik Dünya’ın baş döndürücü tapınaklarından geriye sadece iki ‘Ma’ tapınağı kaldı. Battal Gazi ve Hacı Bektaş Veli dergahları fiziki varlıklarını sürdürüyorlar. Onlar, terke zorlandığımız ve unuttuğumuz görkemin ve gizemin muhteşem örnekleri olarak günümüze ulaşmayı başardılar.

Bu dergahların yalnızca fiziki varlıklarını her türlü talan ve yıkımdan kurtararak bu güne aktarmadılar bu ülkenin kültür hayatındaki pek çok zenginlik onların gizli ve açık himayelerinde varlıklarını devam ettirerek yok olmaktan kurtuldu. Battal Gazi Dergahı ile Hacı Bektaş Veli Dergahı kardeştir.Eski çağlarda Hacı Bektaş Veli Dergahında bir dervişin eline bir diken batsa Battal Gazi Dergahının postnişininin canı acırdı.Battal Gazi Dergahının duvarından bir taş düşse Hacı Bektaş Dergahında Kadıncık Ana, uykusunda üzerine koca bir duvar yıkılmış gibi acı çekerdi. Karartılmış bir maziden bugün geriye pek birşey kalmadı. Ne türbedar, ne postnişin, ne pir bacı, ne gelene geçene hizmet eden yüzlerce derviş, ne kaynayan kazanlar, ne mihman evinde yoksulların başında toplandığı bir ocak, Battal Gazi Dergahı da Hacı Bektaş Veli Dergahı da bir müzenin soğukluğu içinde uzak, tenha ve mahsun şimdi. Çarh-ı pervaz dönen pervaneler yok artık, çerağlar yanmıyor, davul,nakkare ve saz sesi duyulmuyor, gülbenkler susmuş, çilehanelerde kimseler yok, o büyük ayin-cemler de cemleri yürüten ulu mürşitler de ortalıktan çekilmişler, dar nedir, niyaz nedir, yol nedir bilinmez olmuş.

İnsan merak ediyor, Battal Gazi dergahındaki şu çilehanenin tepesindeki küçücük delikten yada Hacı Bektaş Degahındaki Kızılca Halvet’in minik penceresinden sızan son Zühre Yıldızı kimin alnına düştü diye .Mürşit en son kime nasip verdi, son ikrarı kimden aldı, kimdi en son darda duran ? Ya mihman evinin son misafirleri , bu kara kazanlarda en son ne pişti, son semahı kimler döndü, son delili kim ‘sır’ etti, dergahı en son kim terk etti ve neler hissetti acaba? Nereye gitti bu insanlar, anılar da kaybolur mu insanlarla beraber, o ortak hafıza dediğimiz şey, toplumların belleği yani, insanlar gibi ölümlü müdür? Battal Gazi Dergahı, kaybolmuş bir hafızanın iyice bulanıklaşmış bir parçasıdır, ‘Yaratıcı Büyük Ana’dan bizlere kalmış soluk bir armağandır .

Bu dergah, Frig vadisinde Eski Çağdan bugüne kadar yaşanmış ve çoğu unutulmuş tüm maceraların ayakta kalmış tek tanığıdır. Luvi kültür hayatı büyük zenginliğine burada ulaştı. Frig devletinin merkezi buradaydı.Bu dergah Pers işgalini gördü,Hellen,Roma,Bizans çağlarını yaşadı,Haçlı ordularının vahşetini tattı, Hristiyan mezalimi altında çok çileler çekti.Hüseyin Gazi Bizans’a karşı isyan bayrağını burada açtı.Battal Gazi bu topraklarda ve bu dergahı savunurken canını verdi. Frigler,Lidyalı’lar , Persler, Galatlar ve Romalı’lar döneminde saygınlığını ve ruhani otoritesini korudu. Hıristiyan Kilisesinin amansız zulmüne ilk örgütlü karşı çıkış burada başladı..Danişmendi Melikleri Haçlılara burada karşı koydular. Hacı Bektaş Veli bu degaha eski ruhunu kazandırmak için çok emek harcadı. Osmanlı Devleti bu dergahın yanıbaşında -ve bu dergahın icazeti ile- kuruldu. Bu dergahın tarihi, bir bakıma bu coğrafyanın tarihidir. Osmanlı Beyliği popüler tarihçilerin adlarını zikretmekten özenle kaçınarak ‘Sunni olmayan zümreler’ olarak tanımladıkarı ‘ Işık Taifesi’ adı verilen toplulukların desteğinde ve himayesinde Frig Vadisinde kuruldu ve bu küçük beyliğin bu toplulukların ruhani önderlerinin rehberliğinde ve onların askeri desteği ile Batı Anadolu ve Balkanlarda hızla genişleyerek kısa sürede küçük bir beylikten dünya imparatorluğuna çevrldi.

On altıncı yüzyıla gelindiğinde her iktidarın gücünün zirvesine çıktığında içine düştüğü ‘kendisinden başkasına tahammül edememe sendromu’ Osmanlıyı da esir aldı, Osmanlı devleti Aleviler ile yollarını bir daha birleşmemecesine ayırdı, ancak pek çoğu tasfiye edilimiş olmakla birlikte Osmanlı yönetim kademelerinde hala hatırı sayılacak sayıda Alevi ailelerine mensup yöneticiler bulunuyordu. Bunun yanında Osmanlı ülkesinde manevi hayatın yönetimi hala devletin önemli kurucu unsurlarından olan Işık dergahlarının elindeydi. Macaristan’dan Hazar Denizi kıyılarına,Kırım’dan Nil deltasına kadar her yerde İmparatorluğun her köşesine yayılmış yüzlerce Işık dergahı vardı ki hepsi Hacı Bektaş Veli Dergahını ‘serçeşme’ olarak tanımlıyorlardı.Hacı Bektaş Dergahı ülkenin en büyük ruhani merkeziydi..Muazzam bir mazisi vardı ve ruhani gücü olağan üstü boyutlardaydı. On altıncı yüzyıl başlarında sadece İstanbul’da Hacı Bektaş Dergahına bağlı kırka yakın tekke vardı.İmparatorluk başkentini çevreleyen Batı Anadolu ve Balkanlar Hacı Bektaş’a bağlı tekkelerin en yoğun olduğu yerlerdi.Bu sebeple, gücünün doruğundaki Osmanlı İmparatorluğu on altıncı yüzyılda içten içe büyük öfke duyduğu en büyük nifak yuvası olarak nitelediği bu dergaha karşı açıktan cephe alamadı.

Osmanlı’nın oyunu sessiz ve sinsice oldu.Osmanlı Hacı Bektaş Veli’nin kimliğini gizlediler ve asıl misyonunu, buğün onun adı ile anılan bu kadim dergahın geçmişini ve Aleviliğin gerçek tarihini tarumar ettiler, katlettiler. Bu katliam devam ediyor hala. Hergün bir rengini eksiltiyorlar bu coğrafyanın. Hergün bir çiçeği soluyor bu ülkenin, hergün bir dalı kırılıyor , damarlarında kanı damla damla kuruyor hergün.Sararıp soluyor,kuruyup çatlıyor bu topraklar. Bu yemyeşil vadiler on bin yıldır üzerine doğan güneşini kaybediyor . On bin yılın biriktirdiği o muazzam kültür tükeniyor. Kanımız canımız pahasına savunduğumuz ne varsa kayıp gidiyor ellerimizin arasından. Eriyor, eriyip gidiyor herşey. Bu ülke asimilasyoncuların, kendilerinden başkasına tahammül edemeyen, kendi yalanlarından başkasına itibar etmeyen çağdışı istilacıların iştahlarına karşı koyamıyor.Yüksek yamaçlardan kopup gelen bir çığ hergün biraz daha büyüyerek üzerine doğru akıyor uygarlığımızın. Biçare anılar, hızla yaklaşan soğuk ölümün önünden figan içinde kaçışıyorlar. Feryatlarını duyan yok. Bu ülkenin hafızasını çaldılar. Çocuğundan zorla koparılan bir anne gibi sürükleyerek çekip götürdüler. Gerçekleri itibardan düşürdüler, yalanları gerçekler tahtına oturttular. Hurafeler ortalığa döküldüler ‘tarih kisvesi’ içinde arsızca dolaşıyorlar sokaklarda..

Büyük efsaneler alıp başlarını gittiler, ‘terk-i diyar’ ettiler. Hiç yaşamamış gibi çekildi hafızalarımızdan , bu toprağın büyük serüvenleri ve büyük serüvencileri. Soytarı hikayeler ve soytarı hikayeciler doldurdular onların boşluğunu. Halbuki; neler yaşandı buralarda ,ne kavgalar verildi, ne acılar çekildi, ne meşakkatlere katlanıldı, nelere karşı gelindi, nelerden yüz çevrildi. Dağın, taşın ağzı olsa da anlatsa. Dile gelse Kızılırmak, gördüklerini bir bir söylese. Yada kör olsa da görmese , eski serüvenlerin nesli azalmış kuşlar kadar kıymetinin olmadığını hiç bilmese. Sağır olsa kulağı da bu çığlığı duymasa… Derken; sis bulutları dağılmaya başladı. gerçekler en yalın halleriyle ortaya çıktılar. Şimdi, o büyük mazi usulca ‘arz-ı endam’ ediyor..Gerçekler saklandıkları kuytulardan yavaş yavaş başlarını uzatıyorlar.Havayı kuvvetli bir buluşma arzusu dolduruyor. Ruhunu kaybetmiş bu coğrafya kendisine kavuşmak hasletiyle yollara düşüyor. Derin suların altında kalmış bir limandan, ‘vuslat’a giden bir gemi kalkıyor. Anlıyoruz ki; bu topraklar ve bu gökyüzü bizim, bu ülkede bu güneşin altında yaşanmış herşey bizim geçmişimiz, .Herşeyin farkına varıyoruz ,unuttuklarımız teker teker canlanıyor gözlerimizin önünde. O görkemli mirasın sorumluluğu bütün ağırlığı ile üzerimize çöküyor.

Bu noktada kimliğimizden sıyrılarak varlık sahnesinde boy göstermek istemiyoruz artık. Geçmişimize ‘gavur muamelesi’ yapmak zorumuza gidiyor. ‘Zulüm ile âbat olanın akibeti berbat olur’ derler.Ne kadar doğru bir sözdür. Anadolu çok iktidarlar gördü, çok saltanatlar geldi geçti buralardan, çok devletler kuruldu,dağıldı Yenilmez sanılan ordular bir fiskeyle dağıldılar. Aşılmaz denilen kaleler burçlar yıkıldılar, yerle yeksân oldular. Krallar, imparatorlar,sultanlar taçları,tahtları, ile birlikte su üstüne yazılmış yazı kadar dahi iz bırakmadan yitip gittiler. Ha deyince on bin atlı bindiren zulüm paşalarının adları bile bilinmez oldu. Geçmişimizin hırsızları, onlar da gidecekler, toz olup toprağa karışacaklar. isimleri unutulacak, resimleri silinecek ,hiç yaşamamış gibi olacaklar Çarşılarında insan alınıp satılan payitahtlar,altı zindan üstü saray; devasa yapılar teker, teker un ufak oldular,tozun toprağın altında kaldılar.Bin bir ah üzerine kurulmuşlardı. Bu topraklarda işlenmiş en büyük insanlık suçunu iştahla sürdürenler, sizler de toz olup toprağa karışacaksınız.

Hoyrat rüzgarların önünde önünde oradan oraya savrulacak külünüz. Sizin içinde keyif çattığınız köşkünüz, bu toprakların çilesi üzerine bina edildi ve hala orada duruyor çünkü . Ordular dağılır,saraylar yıkılırken, Hacı Bektaş Veli Dergahı,bu mütevazi Alevi mabedi, ordusu yok, silahı sopası yok,kalesi burcu yok,askeri muhafızı yok Hitit çağında, Helen,Pers, Roma, Bizans hükümranlıklarında, Selçuklu, ve Osmanlı dönemlerinde yani tüm zulüm zamanlarında ayakta kaldı Erenler bu yapı için ‘“Kıyamete kadar durur,yıkılmaz”demişler.Doğru olsa gerektir, her yapı zaman içinde yıprandı,yıkıldı, bir o yıkılmadı.Çünkü kuranlar, Hacı Bektaş Veli Dergahının harcına Ana Tanrıça’nın ruhunu kattılar . Kendisi, bozkırın ortasında sakin olsa da, bu dergahın kökleri İda Dağındadır.

ERDOĞAN ÇINAR – DERGAH’IN SIRRI

Yazan -

Kemal Demirci

Aşağıdaki Makalelere Bakabilirsin

Ölümün Repertuvarındaki İbadet

Ölümün repertuvarındaki ibadet “Allahuekber” diyerek elindeki ‘Made in NK’ silahlarıyla‘cihad’ adına öldürüyorlar, zulmediyorlar. İnsanlık suçlarını ...